2025

Ortak Zeminler: Kalanı Hatırlamak

SAHA Studio 10. Dönem sanatçıları SAHA ile ARTWORKS (Atina)’ün 2021 yılında başlattığı misafir küratör programının bu seneki konuğu bağımsız küratör Nikolaos Akritidis’le düzenli aralıklarla görüşmeler gerçekleştirdi. Akritidis’in İstanbul’da geçirdiği altı haftalık program süresince sanatçılarla gerçekleştirdiği buluşmaların izlenimleri ise SAHA Studio Açık’ta bir metin olarak ziyaretçilere sunuluyor:

“Sanatçılarla atölyelerinde ilk kez bir araya geldiğimde; mekanla kurdukları ilişkiye dair benzer bir hassasiyet paylaştıkları hemen görünür oldu. Gözlem, dinleme ve deneme hali her bir pratiğin temelini oluştururken, bu süreç boyunca karşılaşılan nesneler ve durumlar üretimin ayrılmaz bir parçasına dönüşüyordu. Atölyelerin materyal denemelere alan açan yerler olması, sanatçıları düşünsel olarak da bir araya getiriyordu. Kültürel hafızadan kamusal ve özel alan arasındaki gerilimlere kadar uzanan sohbetlerimizde pratikleri arasındaki derin kesişimler ortaya çıktı.

Bu kesişimlerin merkezinde, geçip gitmiş olanın geride bıraktıkları yer alıyor: bir ses sustuktan, bir protesto dağıldıktan, bir performans sona erdikten ya da bir yapı ortadan kaybolduktan sonra kalan izler. Mekân, edilgen bir zemin olmaktan; hatırlayan, direnen ve zaman içinde katmanlanan bir varlık olarak ele alınıyor.

SAHA Studio programı; zaman ve yakınlıkla beraber İMÇ’nin gündelik dolaşımının ve sanatsal pratiğin iç içe geçtiği bir ortam gibi değerli koşullar sunuyor. Mimarlık, ses ve performans gibi farklı disiplinlerden gelen sanatçılar için burası bir müzakere ve düşünme alanı işlevi görüyor. Bireysel çalışma anları ile kolektif sohbetler ve ortak ziyaretlerle ilerleyen süreç de sanatçılar arasında paylaşılan bir duyarlılığın gelişmesine katkı sağlıyor. Her sanatçının odağı farklı olsa da aynı süreç içerisinde benzer belirsizlik ve sorularla uğraşan diğerlerinin varlığının farkındaydı. SAHA Studio Açık, bu bireysel yoğunluk ve birliktelik hali arasındaki dengeyi yansıtan işleri bir araya getiriyor.

Neval Tarım’ın projesi artık var olmayan bir ahşap evin, Üsküdar’daki Tahir Bey Konağı’nın, hafızasını yeniden inşa eden ses ve heykelsi yerleştirmelere odaklanıyor. Kül Günlükleri, sözlü anlatıları, materyal izleri ve hafızadaki boşlukları dikkatle izleyerek bir dönem babasının ailesinin yaşadığı ve elli yıl önce soba borusu nedeniyle yanarak yok olan bu konağın tarihine eğiliyor. Soba borusu yerleştirmeleri hem bir referans hem de bir enstrüman olarak işlev görüyor; hareketi, ısıyı ve kaybı takip eden çok kan allı ses kompozisyonlarını taşıyor. Yerleştirme, kimi zaman farklı odalara sahip bir ev, kimi zaman bir izlenim ya da büyütülmüş bir detay gibi davranarak belleğin ölçekle kurduğu değişken ilişkiye yanıt veriyor. Ses, çoğul, kararsız ve canlı mekânsal hatıraların taşıyıcısına dönüşüyor.

Can Memişoğulları, İMÇ’nin kendisini hayaletli bir mekân olarak ele alıyor. Ses aygıtları, ekranlar ve hareketli görüntüyle çalışan pratiği modernist yapının müzikle kurduğu tarihsel ilişkileri dinlemeye açarken, beklenmedik simbiyotik ilişkileri de görünür kılıyor. Birbiriyle iç içe geçen iki projeyle şekillenen bu çalışma, İMÇ’nin dolaşım hatlarını izleyerek hem güncel ilişkilerine hem de geçmişten sızan kültürel tortulara kulak veriyor. İMÇ’nin Hayaletleri’nde ses, atölyelerin dışına taşarak yapının müzik endüstrisiyle olan ilişkisini pekiştiren sesleri geri çağırmanın bir yolu olarak işliyor. Şeylerin Var Kalma Stratejileri ise İMÇ’ye dağılmış rastlantısal “iş birliklerini” belgeleyen etkileşimli bir dijital yerleştirme olarak karşımıza çıkıyor; bir klima borusundan damlayan suyla beslenen bitki gibi. İMÇ burada çok katmanlı, yaşayan ve sürekli yeniden yazılan bir arşiv olarak beliriyor.

Suat Öğüt’ün projesi, kenti direnişin, silinmenin ve kolektif sesin bir palimpsest olarak ele alıyor. Cam mozaikler, LED paneller, metal yapılar ve arşivsel imgeler aracılığıyla Sessiz Uğultuların Yankısı protesto ve toplumsal buluşmalardan alınmış donmuş anları bir araya getiriyor. Üretim sürecinin fiziksel zorlukları ve kullanılan materyalin direnci işlerin kavramsal yapısıyla iç içe geçerek ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Yüzeylerin katmanlı, hasarlı ve yeniden yazılmış görünümü kent halini yoğun ve yüklü bir durum olarak öne çıkarıyor. Cam mozaikle çalışmanın detaya dikkat gerektiren bir süreç olması da geçmişteki sürtünmelerin izlerini tek tek yeniden kurmak için gereken yoğun dikkati de pekiştiriyor. Çalışmalar ses içermese de kamusal alanın kırılgan ve her gün yeniden müzakere edilen yapısını ısrarla vurgulayarak kolektif eylemin izlerini taşıyan bedenlerle birlikte var oluyor.

Gizem Ünlü’nün çalışması, kendisini çevreleyen bölgenin ve politik manzarasının gözlemleriyle program süresince karşılaşılan ve işlerinde psikolojik ve bedensel hallerin yansıması olarak ortaya çıkan nesnelerden yola çıkıyor. Video, yerleştirme ve heykelsi parçalar; kazıma, kesme, örtme ve silme gibi tekrarlayan jestlerle şekilleniyor ve müdahale edememe halini bakışı içeriye çevirme arzusuyla birlikte kaydediyor. İşler, iç ve dışın sürekli yer değiştirdiği; mahremiyetle mesafenin sürekli tartışma halinde olduğu gergin bir yüzey önermesi yapıyor. Kafatası, kemikler ve bıçak gibi buluntu nesneler, şiddet çağrışımı taşımalarına rağmen anlamlarını belirsiz bırakarak yakınlık ve bağlam içinde açılıyor. Sigara içen, avcı ya da kasap gibi figürler bu nesneler aracılığıyla çağrılıyor.

Mk Yurttaş’ın UNVEIL’i, performansı hem yöntem hem de geride kalan bir iz olarak ele alan bir dizi eylemdir. SAHA’nın yıllık raporlarını odağına alan arşivsel bir araştırmayla başlayan süreç, zamanla maddesel denemelere, yerçekimine, dengesizliğe ve kolektif harekete yöneliyor. Sandalyeler, direkler, kumaşlar ve merdivenler gibi gündelik nesneler; sınırları ve başarısızlığı üretken koşullar olarak benimseyen performanslar aracılığıyla bir araya getiriliyor ve dağıtılıyor. Bu eylemler atölye alanına taşarak İMÇ koridorlarında geçici liminal alanlarda bedensel varlığı görünür kılan bir grup performansıyla son buluyor. Bu yaklaşım, bedenler, nesneler ve çevre arasındaki dolanıklığın eyleyiciliğin paylaşıldığı posthuman bir performans anlayışıyla örtüşüyor.

Bu sunumda yer alan işler, mekânı ilişkilenmeler aracılığıyla yaşanan ve dönüşen bir varlık olarak ele alıyor. İMÇ, işlerin arka planı olmanın ötesinde; mimarisi, ekonomisi ve zamansal katmanlarıyla üretim süreçlerinde aktif bir katılımcı ve işbirlikçi olarak sürecin parçası oluyor ve sanatsal pratiklerin yerel bağlamlarının içine yerleşiyor. Program sona ererken sanatsal pratiğin gündelik karşılaşmalarla birlikte nasıl geliştiğini düşünmeye davet ediliyoruz. SAHA Studio Açık, program sürecinin bir sonucu olduğu kadar atölye sınırlarının ötesinde devam eden sanatsal, mekânsal ve toplumsal süreçler içinde bir görünürlük anı sunuyor.”

Nikolaos Akritidis