TEMMUZ - ARALIK 2025

Can Memişoğulları

Can Memişoğulları

Bireysel ve toplumsal dönüşüm süreçlerini konu alan araştırmalarını ses, mekân ve dijital teknolojilerin etkileşimleriyle ilişkilendiren Can Memişoğulları, güncel sanat ve müzik alanında disiplinlerarası bir yaklaşımla üretim yapmaktadır. Sanat pratiği, insan algısını ve teknolojinin çevreyle kurduğu dinamik ilişkiyi sorgularken, doğal fenomenler ve kültürel yapıların kesişim noktalarına odaklanır.

Arter, Akbank Sanat, İKSV, Türkiye Avrupa Vakfı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi kurumlarla sergi, performans ve atölye projeleri gerçekleştiren Memişoğulları, izleyici deneyimini dönüştürücü bir araç olarak kullanır. Seyirciyi katılımcıya dönüştürerek yeni etkileşim katmanları kurmayı hedefler. Sanatçının araştırma odaklı yaklaşımı, birey ve toplumun sürekli değişen koşullarını sorgularken sanat ve teknoloji arasındaki sınırları genişletmeye devam eder.

Şeylerin Var Kalma Stratejileri & İMÇ’nin Hayaletleri

SAHA Studio süreci birbiriyle ilişkilenen iki farklı proje üzerinde şekillendi: Şeylerin Var Kalma Stratejileri ve İMÇ’nin Hayaletleri. Her iki proje de İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’nın (İMÇ) hem bugüne ait mikro ilişkilerini hem de geçmişten sızan kültürel izlerini takip ediyor. Biri nesnelerin birbirlerine tutunarak kurduğu dünyalara bakarken diğeri mekânın hafızasında dolaşan görünmez tınıları araştırıyor. İkisi birlikte, İMÇ’yi hem yaşayan hem de hatırlayan, çok katmanlı bir beden olarak düşünmenin yollarını arıyor.

Şeylerin Var Kalma Stratejileri, eski atölyemin penceresinden dışarı baktığım bir anda karşılaştığım enstantaneyle başladı. Üst kat komşum, klima atık su borusunu sokağa bırakmak yerine bir ağaca bağlamıştı: boru ağacı suluyor, ağaç da boruyu gövdesinde saklıyor ve aralarında tasarlanmamış bir iş birliği kuruluyordu. Böylece insan eliyle başlayan bu düzenek simbiyotik bir ilişkiye dönüşüyordu. Bu görüntü, beni nesnelerin birbirlerine tutunmak için geliştirdikleri stratejileri düşünmeye itti. Bazıları parazitik, bazıları kommensal, bazıları simbiyotikti. Bu ilişkileri bulabileceğim en yoğun dokulardan birinin de İMÇ olacağını düşündüm. Saha araştırmam sırasında çarşı kompleksinin 5. ve 6. bloklarında doğaçlama tamiratların, yerinden edilmiş nesnelerin, rastlantısal eklemlenmelerin ve bunların çevreyle kurduğu ilişkilerin izini sürdüm. Projenin ilk etabında bu ilişkilenmelere dair bulduğum örnekleri fotoğraf, video, harita ve 3B tarama (Gaussian Splatting) ile belgeledim. Bu verileri de sunmanın iyi bir yolunun, izleyicinin bir oyun koluyla içinde dolaşabileceği interaktif bir dijital harita oluşturmak olduğunu düşündüm. Bu dünyada hem bu ilişkilerin hikâyeleri görünür oluyor hem de İMÇ’nin parçalı, çok katmanlı yapısı kendine ait yeni bir mekânsallığa kavuşuyor.

Bu araştırmanın diğer yüzü olan İMÇ’nin Hayaletleri, çarşı yapısının geçmişinden yankılanan seslere kulak vermemle başladı. Unkapanı Çarşısı’nın Türkiye müzik tarihinde tuttuğu yer bilinir: bir kaset çıkarma umuduyla Anadolu’dan mallarını mülklerini satıp buraya gelen insanlar, koridorlarda prodüktör sandıkları kişilere şarkılarını söylerlermiş. Bu hikâyeleri dinlerken kendime sordum: “Bu sesler hâlâ duvarların içinde yankılanıyor olsaydı nasıl bir ses dünyası duyardık?” Bu soruyla, o dönem koridorlarda söylenmesi muhtemel şarkıları seçip, onların duvarlara sinmiş, zamana çarpmış, fermentasyon geçirmiş versiyonlarını ürettim. Ardından bu sesleri İMÇ’ye geri yerleştirmek için hareket sensörlü müzik çalarlar tasarladım. Bu cihazları çarşının farklı köşelerine yerleştirerek mekânın kendi ritmine bıraktım. Artık oradan geçen her ziyaretçi, duvarlardan aniden yükselen bir sesle karşılaşıyor; kimi bir teselli ver diyor, kimi küskünlüğünden bahsediyor. Bu tınılar, İMÇ’nin kaydedilmemiş tarihini bugüne sızmış bir hayalet orkestra gibi duyuruyor.